| Örgünün Hikâyesi |
|
Örgü sanatının çok eski çaÄŸlara giden bir tarihi var. Hz. İsa'dan önce V.VI. yüzyıllarda insanlar ÅŸiÅŸle yün örmeyi biliyorlardı. Örgü ile ilgili ilk tarihî belgeler Orta Asya'da yapılan arkeolojik kazılarda bulundu; böylece, bu sanatın Asya Türkleri arasında da geliÅŸmiÅŸ olduÄŸu anlaşıldı. Örgüde, ilmeklerin tuzak düÄŸümlerine benzeyiÅŸi ve kullanılan gereçlerin basitliÄŸi de örgünün bir avcı ve göçebe uygarlığında doÄŸduÄŸu tezini güçlendirir. Atlı ve göçebe uygarlıkta geliÅŸen bu örgüler, kervanlarla ve ticaret gemileriyle doÄŸuda Tibet'e; batıda İspanya'ya kadar yayıldı. İspanya'dan da İngiltere'ye ve İskoçya'ya geçtiÄŸi bilmiyor. Efsaneye göre Britanya adaları halkı örgü iÅŸini, bir felâketten kurtulan deniz kazazedelerinden öÄŸrendiler. Orta Asya buluntularından sonra en eski örgü örneklerine eski Mısır mezarlarında rastlandı. Bunlardan, baÅŸparmağı ayrık kırmızı yün çoraplar bugün Londra'da, Victoria ve Albert Müzesi'ndedir. O zamanlar kullanılan gereçler bugün alışık olduklarımızdan biraz farklıydı. Araplar tığı andıran gagalı ÅŸiÅŸlerle ve ipliÄŸi sol ellerinin iÅŸaret parmağıyla yürüterek örerlerdi. Bu yöntem (Tunus iÅŸi) Balkan ülkelerinde bugün hâlâ kullanılır. Örgü sanatı geliÅŸip yayıldıkça ÅŸiÅŸler de geliÅŸti ve bugünkü biçimlerini aldı. Örgüde göçebeler hammadde olarak sürülerinden elde ettikleri yapağıyı kullanıyorlardı. Kumaşı taklit etmek istedikleri içinde örgüyü sonradan, bugün çoban yamçılarında ve yer keçelerinde yapıldığı gibi, keçeleÅŸtiriyorlardı. XVI. yüzyılda ipek batıya ulaÅŸtı. O zaman özellikle din büyüklerinin ve saray mensuplarının elbiselerine ipekten örülen atkılar, pelerinler, baÅŸlıklar eklendi. Pamuk Avrupa'ya XVIII. yüzyılın sonunda geldi ve böylece «beyaz örgü» denen tür doÄŸdu; ince çelik tığlarla iÅŸlenen dantel perdeler, yatak örtüleri," çocuk takımları evleri süslemeÄŸe baÅŸladı. Ancak herkesin bilmediÄŸi bir ÅŸey var; örgünün baÅŸlangıçta daha çok bir erkek iÅŸi olduÄŸu. Belki de o devirde kadınların bu iÅŸe el atmaları bile yakışıksız sayılıyordu. Kadın yün eÄŸiriyordu, ama bunu örmek erkeÄŸe özgü bir ayrıcalıktı. Bu örücülerin ayrı meslek loncaları vardı. Loncaya girmek isteyen genç, bir örgü ustasının yanında en az üç yıl çıraklık ederdi. Sonra da üç yıl deÄŸiÅŸik teknik ve örgü yöntemleri öÄŸrenmek için gezilere çıkmak zorundaydı. Döndükten sonra, belli sayıda orijinal motifi en kısa sürede ve kusursuz bir teknikle yaptığını ispatlayacak bir sınavdan geçmesi gerekirdi. Bu görenekler Kuzey Avrupa'nın bazı kesimlerinde, Britanya ve İrlanda adalarında bugün de devam ediyor. Halat ve aÄŸ yapmakta usta ve eli çabuk denizcilerle balıkçılar kendi kazaklarını hâlâ kendileri örerler. Zamanla ve hemen de bütünüyle bir kadın iÅŸi haline gelen örgü, günümüzde her bakımdan en geliÅŸmiÅŸ çağını yaşıyor. Dünya modacıları, örgüyle yapılmış kadın, erkek, çocuk elbiseleri üzerinde çalışıyor. Ev eÅŸyasının büyük bir kısmı örgüyle yapılıyor (perdeler, yastıklar, yatak örtüleri, masa örtüleri v.b.). Gerçek bir halk sanatı türü olan örgünün zaman içinde yenilenmesine çalışmak hepimiz için hem büyük bir ihtiyacın cevabı, hem de pek zevkli bir görevdir. El örgüsü DikiÅŸ Nakış size bu anlayışla sunulmaktadır. Kolay gelsin! |



